Dizi süreleri neden çok uzun?

By on 12 Şubat 2015

Senin Hikayen, Karadayı, Gece Sesleri, Menekşe ve Halil başta olmak üzere pek çok dizi ve sinema filminde rol alan Başay Okay’la röportaj için bir araya geliyoruz. Okay oynadığı rollerle ilgili; “Oynarken sanki biri bir parmak şaklatıyor ve başka bir gerçekliğe giriyorum. ‘tamam, kestik, teşekkürler’ dendiğinde o mutlu olduğun oyun parkından çekilip alınmışsın gibi geliyor aslında. Bu bence her oyuncuda çocuksu bir travma yaratıyor. Ve bir açlık duygusuyla her yeni performansa daha büyük iştahla sarılıyorum.” diyor. 

Önemli yapımlarda yer alan bir oyuncuyla buluşmuşken dizilerle ilgili tüm merak edilenleri soruyorum. Okay, çok çarpıcı tespitlerde bulunuyor: “Dizileri çok fazla tüketiyoruz, yiyebileceğimizden fazlası konuyor önümüze. Dizilerin tutmaması tabii ki tüketim dürtülerimizin artık israf düzeyine varmasıyla ilgili. Bunu da yaratan geniş kapsamlı siyasi ve kültürel algı yönetimi. Bize hunharca tüketmemiz buyuruluyor ki, efendiler para kazansın. Ama bu tüketim canavarlığı artık, her şeyin tadına bakıp bir kenara bırakma boyutuna vardı ve ortaya konan ürünleri de değersizleştirdi. Şımardık seyirci olarak… Seyirciyi hep biraz aç bırakmak gerek halbuki 1 hafta sonrasını beklemesi için. İki saatlik bir bölümde seyirci hemen kusacak doygunluğa geliyor maalesef. Dizi sürelerinin kısalması gerekiyor anlayacağınız. Amerika ve İngiltere’nin dizi konusunda da endüstrileşmesinin sebebi bu. Seyirciyi şımartmıyorlar, istedikçe istediğini vermiyorlar.”  Röportaj için bir araya geldiğimiz Başay Okay’la rol aldığı diziler ve hayatına dair güzel bir sohbet gerçekleştirdik….

kenan-imirzalioglu

Birçok iddialı rolde oynadınız. Musallat, Karadayı diyebiliriz. En çok hangi rolden etkilendiniz?

Evet, belki de bir çok oyuncunun hayal ettiği iddialı ve zor karakterleri canlandırma fırsatı buldum. Çoğu ‘ekstreme’ diyebileceğimiz karakterlerdi. Fakat beni en çok etkileyen, performansımı da en çok beğendiğim; Selim Demirdelen’in yönetmenliğini yaptığı KAVŞAK isimli filmdeki küçük rolümdü. Kızıyla beraber kocasından şiddet gören; çoğumuzun bildiği ama görmezden geldiği kadınlarımızdan birisi. Cast Direktörü Luiza Almızrak’ın o karakter için beni önermesi beni çok şaşırtmış ve mutlu etmişti. Çünkü o zamana kadar hep dominant kadın karakterler için düşünülen bir aktördüm. Luiza ters köşe bir seçim yaptı. Ve gerçekten iyi oynadığımı düşünüyorum ben de,tevaazuya gerek görmüyorum. İddialı karakterleri oynamak benim için keyifli, ama benden beklenmeyecek iddiasız karakterleri iyi yorumlamak ve farklılık katmak benim için tatmin edici.

Rolünüze kendiniz çok kaptırıyorsunuz ve sonucunda muhteşem oyun ortaya çıkıyor…

Çok teşekkür ederim. Oynarken sanki biri bir parmak şaklatıyor ve başka bir gerçekliğe giriyorum. ‘tamam, kestik, teşekkürler’ dendiğinde o mutlu olduğun oyun parkından çekilip alınmışsın gibi geliyor aslında. Bu bence her oyuncuda çocuksu bir travma yaratıyor. Ve bir açlık duygusuyla her yeni performansa daha büyük iştahla sarılıyorsun. Bende böyle en azından.

Karadayı dizisine yeni sezonda dahil oldunuz. Hukuk eğitimi aldığınız için dizi ilginiz çekmiş. Genelev patroniçesi Süreyya rolü zor olsa gerek, nasıl hazırlanıyorsunuz rolünüze?

Aslında KARADAYI dizisine geçen sezon dahil oldum. Hukuk ve adalet kavramını sorgulayan bütün projeler ilgimi çeker. Karadayı iyi ellerde iyi kotarılan bir proje olarak bu alandaki iyi bir örnek oldu. Bu sebeple daha büyük bir mutlulukla dahil oldum. Karadayı ekibi yönetmenleri, oyuncuları, senaristi, setteki tüm ekibiyle tüm kariyerim boyunca çalıştığım en keyifli dizi setiydi. Her karakterin bir sonu vardır ve Süreyya da bitti tabii. Role hazırlanmaya gelince, bir çok oyuncu gözlem yaptığını söyler. E bir Genelev patroniçesi gözlemleme imkanım olmadı haliyle. Ben karakterleri önce masa başında analiz ederim. Sonra konuşurum o karakteri karşıma alıp. Karakterin kendimle kontrastlarını ve olası ortak noktalarını belirlerim. Bu benim performans için rotamı çizer. Yönetmen ve senaristle beraber bir insan yaratırsınız nihayetinde.

Size rol teklifi geldiğinde nasıl değerlendiriyorsunuz, ilk önce sizi ilgilendiren ne oluyor?

Beni ilk ilgilendiren yapım şirketidir. çünkü zihniyet, çok güzel bir fikri mahvedebilir ya da büyük bir başarıya taşıyabilir. Mutsuz olabileceğim bir oluşum içinde olmamaya çalışırım hep. Bu konudaki öngörülerime de güvenirim, menajerlikten ileri gelen bir özellik. Sonraki aşamada rolle ilgili şöyle bakarım: Bu karakteri benim oynamam bir şeyi değiştirir mi? Bana bir şey katar mı? Benim oynamam karaktere bir şey katar mı?

Son dönemlerde dizi furyası arttı. Fakat tutmayan birçok dizi oldu ve yayından kalktı. Çok mu tüketiyoruz ya da dizilerde konular hep aynı döngü üzerinde mi?

Yiyebileceğimizden fazlası konuyor önümüze. Dizilerin tutmaması tabii ki tüketim dürtülerimizin artık israf düzeyine varmasıyla ilgili. Bunu da yaratan geniş kapsamlı siyasi ve kültürel algı yönetimi. Bize hunharca tüketmemiz buyuruluyor ki, efendiler para kazansın. Ama bu tüketim canavarlığı artık, her şeyin tadına bakıp bir kenara bırakma boyutuna vardı ve ortaya konan ürünleri de değersizleştirdi. Şımardık seyirci olarak… Seyirciyi hep biraz aç bırakmak gerek halbuki 1 hafta sonrasını beklemesi için. İki saatlik bir bölümde seyirci hemen kusacak doygunluğa geliyor maalesef. Dizi sürelerinin kısalması gerekiyor anlayacağınız. Amerika ve İngiltere’nin dizi konusunda da endüstrileşmesinin sebebi bu. Seyirciyi şımartmıyorlar, İstedikçe istediğini vermiyorlar. Kontrolü altında tutuluyor seyirci. Komedi dizileri 20 dakika, dramalar 40 dakika bitti olay. Her sezona en fazla 23 bölüm. Emeklerinin değeri artıyor ve seyirci o yapımı özleyip bekliyor. Emeği kıymetlenen sektör çalışanlarının hakları korunuyor ve yine değeri artıyor. Bizde ise bunun tam tersi işte. İnanın bu kadar basit bir sebep. Dizilerin konularının bir döngü üzerinde gitmesi de bununla ilgili. En az 90 dakika öylece ekrana bakan bir kitlenin düşünmesini bekleyemezsiniz, sadece uyuşur. Ve hiçbir uyuşturucudan sağlıklı olmasını bekleyemezsiniz. Düşünen insana ise farklı şeyler sunarsınız mecburen. Farklı konular, farklıyaklaşımlar, farklı diyaloglar. Ama bunun için seyircinin yaşam kalitesini arttırmanız ve nitelikli seçimler yapmasını motive etmeniz lazım. Ama o zaman seyirci düşünmeye başlar ve gün gelir kendisini yönetenleri de sorgular. Bunu istemeyiz değil mi?(!)

Bu arada siz sadece oyunculuk yapmıyor, aynı zamanda menajer ve oyuncu koçluğu yapıyorsunuz. Çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Menajerlikte 5.senemin içindeyim. İki türlü çalışma sistemim var. Bir oyuncu adayını en baştan ele alıp oyunculuk eğitimiyle birlikte kariyerini de oluşturmak ve şekillendirmek, koyduğumuz hedeflere sağlam ve kalıcı adımlarla ulaşmak. Bunun en gurur verici örneği Karagül dizisinin Özlem karakteri Hilal Altınbilek ve Sevdam Alabora dizisinin Zeynep’i Elçin Sangu. 5 senedir beraberiz onlarla. Bir de zaten kariyeri var olan ama kariyerinde değişik hedefler koyma ihtiyacı hisseden, yapımcı ve kanala karşı haklarının sonuna kadar korunmasını ve doğru imaj yönetimi bekleyen bilinen oyuncular var temsil ettiğim. Cem Özer ve Melek Şahin gibi duayen ve Alayça Öztürk, Doğu Alpan ve Gözde Çetiner gibi seyircinin bildiği genç ama geleceğin en büyük oyuncuları olacağını bildiğim genç tiyatrocular. İstanbul Üniversitesinde aldığım 5 senelik hukuk eğitiminin kattığı bir bilinçle de onların emeğini her yönden güvence altına almaya çalışıyorum.

basay1Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisinde Jale karakteri ile oyunculuk serüvenine başlayan Elçin Sangu sizinle karşılaşınca çalışma hayatının akışının değiştiğini söylemiş. Sizin başarınız ve Elçin Sangu’nun başarı azmi. Neler söylemek istersiniz?

Elçin Sangu ve Hilal Altınbilek bir eğitmen olarak büyük gurur veriyorlar bana. Çok yeteneklilerdi; zekilerdi. Muhakkak ki akacak kan damarda durmayacaktı zaten. Ama onları farklı kılan; yeteneğin yeterli olmadığını;sağlam bir geleceğin ancak çalışarak ve sabırla şekillendiğinin bilincinde olmalarıydı. Yaşlarından çok olgun bir ruhları ve karakterleri vardı. Kendilerini bana emanet ettiler. Ve şimdi muhteşem bir gurur yaşatıyorlar bana da ailelerine de. Genç bir çok oyuncu adayının tersine muhteşem bir çalışma disiplini ve karakterli bir duruşla, en önemlisi sabırla hedeflerine yürüdüler hep. Onların hayatında büyükve güzel etkilerim oldu evet ama onların benim hayatıma kattığı anlam da çok büyüktür, çok kıymetlidir. Elçin’le de Hilal’le de dostuz artıkmenajer-koç-oyuncu ilişkisinden ötede, aileyiz. Ve bizim başarımızdaki en etkin kelimeler; güven, iletişim ve disiplin.

Gelelim sizin eğlence hayatınıza. Bir dönem şarkı söylüyordunuz, sahnelere çıkıyordunuz. Sesiniz muhteşem, söylemeden geçemeyeceğim. Şuan devam ediyor musunuz?

Pek sıklıkla değil açıkçası. Her alan gibi eğlence hayatında da büyük bir yozlaşma yaşanıyor ve ben bunun içinde savaşmaya çalışmak yerine az ve öz işler yapma kararı aldım. Yönetmen Aytaç Ağırlar çok eski arkadaşım, sınıf arkadaşımdır MSM’den. Ona arada bir keresinde “Yahu bunca yıl bir tane şarkıcı rolü oynamadım çok içimde ukde kaldı” demiştim. Okuldayken sürekli bana şarkı söyletirdi Aytaç. Geçen sene İncir Reçeli’’ni yazdı o zamanki ortağım Serap Hatipoğlu’yla beraber Cast Direktörlüğünü yaptığım için senaryoyu yolladı bize. Ertesi gün aradı “gece kulübü sahnesindeki şarkıcıyı aramayın, o belli” dedi. “A Kim?” dedim. “Sensin kızım o sahneyi sana yazdım, istediğim zaman açıp seni dinliyim diye, senin de içinde ukde kalmasın diye” Hayatımda birinin benim için yaptığı en büyük jesttir İncir Reçeli 2. Bu güzel jestini hiç unutmayacağım Aytaç Ağırlar’ın… Şarkıcılık benim için böyle özel projelerde, özel mekanlarda devam edecek bir iş olacak.

Bir yazınız dikkatimi çeki. Botoks ile ilgili bir sözünüz var. İşsiz kalmamak için…

Vallahi eksiği var fazlası yok o yazının (Gülüyor) Değerli Tayfun Atay çok beğendiğim bir yazardır. Oyuncuların botokslarıyla ilgili bir yazı yazmıştı ve ben de o yazıyı çok beğenip kendi düşüncelerimi başka bir bakış açısıyla dile getirip mail atmıştım, o da yayınladı cevabımı sağ olsun. Türkiye’de kadın üzerindeki metalaştırma ve sömürü; kadın figürünün idealize edilmesi ama tersine ideal olandan uzaklaştırılarak değersizleştirilmesine dair bir yazıydı. Bunun altındaki siyasi ve sosyolojik kodlamaları kendimce analiz etmeye çalışmıştım. Epey paylaşıldı o yazı sosyal mecrada.Botoks deyip geçemiyorum anlayacağınız. Hiçbir şeyi görüp de umursamazlık edemiyorum. Her şeyin üzerinde oturup düşünüyorum galiba. Bu yorucu bir yandan ama sonuçta bize yaşatılan bu. Ve üzerinde düşünülesi sorunlara, yaşamsal olarak maruz kalmak asıl yorucu olan şey.

Yazı hayatınız ve senaryo çalışmalarınız var. Ne zaman hayata geçecek?

Bir dönem epey proje ürettim, yazdım. Bazı senarist arkadaşlarıma çıraklık ettim. Bir dönem senarist Murat Gürvardar’ın menajerliğini yaptım. Şu anda birikiyorum, ürüyorum diyeyim. Oturup tüm zamanımı yazmaya adayacağım bir dönem gelecek. 6-7 sene sonra sadece buna vakit ayırmayı planlıyorum. Şimdilik medya-televizyon konusunda kendi bakış açımı yansıtabileceğim yazılar yazmamı motive eden bir teklif de aldım. Cesaretimi toplarsam hayata geçeçek.

Bu dönemde yeni projeleriniz var mı? Bahsedebilir misiniz?

Melek Şahin’le geçen gün kahve içerken “tiyatro yapalım” diye çılgın(!) bir fikir attık ortaya (gülüyor) İkimiz de çok özlemişiz tiyatroyu. Bakalım ne çıkacak (Gülüyor). Bunun dışında kendimin menajerliğini yapmaya başladım. Bir oyuncu olarak sürekli kendimi sıkıştırıyorum “hadi bakalım güzel bir rol bul bana” diye (Gülmeceler) Şaka bir yana, şu ara çok karmaşık sektör. Temkinli davranıyorum oyuncum Başay ve diğer oyuncularımla ilgili. Oyuncu hep oynama tutkusuyla sabırsızlanır, menajer ise onun bu tutkusunu her anlamda doğru konumlandıracak seçimler yapmak zorundadır. Biz oyuncular zaten kırık çocuklarız, daha fazla hayal kırıklığı yaşamamamız lazım.

About Yıldız Altıntaş

Bulgaristan’da doğdum. Atatürk Üniversitesi Çocuk Gelişimi mezunuyum. Aslında İznik Meslek Yüksekokulu Seramik bölümü okudum fakat hayat şartlarından dolayı bölümümü yapamadım. Daha sonra evlendim ve çocuk sahibi oldum. İki yaşında Masal adında bir kızım var. Aklımda hep çocuk gelişimi, okul öncesi öğretmenliği vardı, çocukları çok seviyorum. Diyarbakır’a yerleştik eşimin tayininden dolayı. Burada yapılacak çok bir şey yok, küçük yer. Kızımla birlikte bol bol aktivite, etkinlik yapıyoruz, bunun yanında çocuk kitapları çok okudum, bu zaman zarfı içinde kendimce çocuklar ile ilgili yazılar yazmaya başladım. Eşim bu konuda bana çok destek oldu, Atatürk Üniversitesinde çocuk gelişimi okumam konusunda hep arkamda oldu. Şimdi öğrendiklerimi paylaşma ve annelere faydalı olma amacıyla Kadinmag.net'te yazmaya başladım.

2 Comments

  1. Ayşe Bahtiyar

    12 Şubat 2015 at 19:15

    Cok guzel bir yazi, cok keyif aldim okurken 🙂

    • Yıldız Altıntaş

      12 Şubat 2015 at 19:21

      Çok teşekkür ederim. Hele ben soruları hazırlerken ve tüm aşamaları yaparken daha büyük keyif aldım:)

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply